doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2016 Salı

Kelebek Sergisi

Dün uzun zamandır gitmediğimiz. İstinye Park alışveriş merkezine gittik eşimle.  Ortadaki meydanda kelebek sergisini gördüm.



Çok değişik kelebekler vardı.  Bazılarının resimlerini çekmeden edemedim.
Dünyanın birçok yerinden toplanan yüzlerce kelebek.  Büyük, küçük, tek renk ya da çok renkli kelebekler camların içine sıralanmışlar. Evet bunları canlı halde doğada görmek tabi ki mümkün değil.  Dünyanın dört bir yanındaki ormanlarda yaşayan kelebekler....Bu sergiler olmasa onları ancak resimlerde görebiliriz.





Ben aslında kelebek koleksiyonlarına hem kelebeklerin güzellikleri nedeniyle hayranlıkla bakarım, hem de çok üzülürüm. Bildiğim kadarıyla kelebekler canlı olarak yakalanıp o camekanların içine hemen çivilenmekteler. Bu olayı düşündüğümde onları üzülerek seyrederim.


Yıllar önce kızımla Houston'a gitmiştik.  Orada bir doğa müzesi vardı.  Bu çeşit çeşit kelebekleri çok büyük bir kafes içinde canlı olarak sergilemekteydiler.  İnsanların içine girip dolaşabileceği, kelebeklerin uçuşup konabileceği büyük ağaçların bulunduğu kocaman bir kafes. Kelebekler hür bir şekilde uçabiliyorlardı, kendi ormanlarında yaşadıkları gibi.  İrili ufaklı yüzlerce kelebek.  Bir kısmının ömrü çok kısa ama bazıları epey yaşayabiliyorlar. Kuşlar gibi göçmen kelebekler de var ve aylarca yaşayabiliyorlar.  Onları koleksiyon yapmak için öldürmek hiç hoş gelmiyor bana.  Yazık onlar da birer canlı.






Ama bir yandan da bilim adamlarının onları incelemeleri ve değişik tür ve cinsleri ortaya çıkartabilmeleri için de gerekli.

O camekanlara giren kelebekler diğer hemcinsleri gibi şanslı değiller ne yazık ki.  Kader işte........







1 Nisan 2016 Cuma

Bir Datça Masalı.....

Nedense Datça bize hep uzak gelmiştir.  Gitmek istesek de hep erteledik.  Marmaris Selimiye Köy'e ve Bozburun'a kadar giden biz. 'Datça çok uzak gidemeyiz' diye hep ertelemiştik. Kısmet bu seneymiş...

Nihayet geçen hafta Datça'ya gitme mutluluğuna eriştik. Tek kelimeyle Datça'ya aşık olduk.
Yine de gitmesi tabi biraz zor. Epey uzun bir yolculuk oluyor. Yani uçakla gittim bak oradayım diyemiyorsun.  Dalaman'dan sonra da sizi biraz uzun bir kara yolculuğu bekliyor.  Ama...Hepsine değiyor.  Aslında yol da çok keyifli.  Doğa çok güzel.



Yolda Ege denizi ile Akdeniz'i birlikte görebildiğiniz bir yer var. ' Balık aşıran geçidi' Burada Ege ve Akdeniz o kadar yakın ki, rivayete göre balığı bir denizden alıp ölmeden öbür denize ulaştırabilimişsiniz.


                                           Sağda Akdeniz solda Ege denizi görülmekte

Cumartesi günleri merkezde pazar kuruluyor.  Pazar gezmeden olmaz diye hemen gittik. Tezgahlardaki meyve ve sebzeler nasıl taze ve güzel!! Tabi bir de ucuz!!!


Datça Markezi



Karabaş Otu 



Şu tezgahların güzelliklerine bakar mısınız?

Koyların hepsi bir ayrı güzel.  Özellikle Palamutbükü'ne bayıldım.  Kargı koyundaki taşlara da.....Hemen birkaç tane boyamak için aldım.  Artık yakında boyar onu da paylaşırım.


Palamutbükü


Palamutbükü


Palamutbükü


Bir de Eski Datça var ki çok nostaljik ve harika bir bölge.  Eski Rum taş evler ve dar sokaklar.... Çok beğendim.



Datça merkez ve liman meydanı çok sevimli.  Birçok kafe ve balık restoranları var. Sevgi Yolu ve devamı Serap yolu isimli yürüyüş yolları yürümek için çok keyifli.  Özellikle Sevgi yolunda doğa ile baş başasınız.  Gerçi bütün yolu yürüyemedik.  Malum kısa süre için gidince her şeyi bir arada yapmak istiyor insan.

Liman


Meşhur Badem


Serap Yolu


Sevgi Yolu



Yani aklım ve kalbim Datça'da kalarak geri geldik.  Bakalım bir daha ne zaman kısmet olur.







23 Mart 2016 Çarşamba

Yeniden yazıyorum.....

Uzun zamandır bloguma yazı yazmıyorum.  Bir tembelliktir gidiyor.  En son 29 Ekim'de yazmışım. Üzerinden mevsimler geçti.  Yeni yılın 3 ayını bile geride bırakmak üzereyiz.  Zaman çok hızlı akıp gidiyor.  Bunu değerlendirmek gerek.

Aslında ufacık şeylerden mutlu olmayı bilmek lazım.  Dünyayı sarsan olayları düşünüyorum da.... Aslında küçük güzellikler görüp onlarla mutlu olmak varken....Bazı insanlar nedense huzursuz olmayı, çevresine hatta dünyaya sesini duyurmak için patlayıp gitmeyi seçiyor.  Peki dünya adını duydu da ne oldu? Gencecik yaşında yok olup gittin, giderken de arkanda hiç tanımadığın insanların da yok olmasına neden olarak.

Oysa etrafımıza sadece bakmak değil görsek, görerek baksak, sevilecek, mutlu olunacak ne kadar çok şey olduğunu anlayacağız.  Bir çiçeğin rengi, bir kuşun kanat çırpması, rüzgarın saçlarımızı dağıtması, bir örümceğin oluşturduğu ağ ile ağaç dalından aşağı süzülmesi....Hayat güzel sadece onu görmek gerek.